Yeni Ortadoğu denklemi, Lübnan'daki Türkiye, Türkiye'dek

29/5/2008
Beyrut havaalanından şehir merkezine doğru giden yolun iki kenarındaki direklere asılmış, ortasında barışı simgeleyen güvercin, beyaz posterler dikkatimi çekti. Üzerinde Arapça alt alta, "Qulna Naqul, Şukran Katar" yazıyordu. Yani, "Hepimiz Diyoruz ki, Teşekkürler Katar"...
Aynı yolda aynı direklerde genellikle üzerlerinde Nasrallah'ın fotoğrafı, Hizbullah'ın posterleri asılı olurdu. Ne de olsa, Beyrut havaalanından şehre doğru gelen yolun iki yanında, Filistin mülteci kampları Sabra ve Şatila'ya kadar Şii semtleri yerleşiktir.
Başbakan Tayyip Erdoğan ile birlikte, yarım günlük hızlı Beyrut seferinde, Ordu Komutanı Michel Süleyman'ın parlamentodaki yemin törenini izlemek için, havaalanından şehir merkezine doğru yol alırken, Lübnan'a ayak basan herhangi bir insanı, böylece ilk karşılayan Katar'a teşekkür oluyordu. Bu, aynı zamanda, bölge diplomasisinde S. Arabistan'ın geleneksel rolünü çalacak biçimde öne çıkan, küçüklüğü ile ters orantılı bir role soyunan Katar'ın bölge politikasındaki yükselişini ifade ediyordu.
Havaalanına ayak basar basmaz, bir başka Michel'i, kırk yıllık dostum Michel Naufal'ı aradım. Ülkenin müstakbel başbakanı Saad Hariri'nin sahibi olduğu Al-Mustaqbal  (Gelecek ) gazetesinin genel yayın yönetmeni. "Geldik" dedim, "Beyrut'tayız."
"Ben de" diye cevap verdi, "Şu anda yarınki yazımı yazıyordum. ‘Osmanlılar geri döndü' metaforu ile..."
Osmanlılardan kasıt, biziz. Yani, Türkler. Katar başkenti Doha'da, Katar Emiri'nin himayesinde gerçekleşen. Cumhurbaşkanı seçimi krizine son veren, Lübnan iç savaşını önleyen ve ülkede yeni bir sayfa açan "Doha Uzlaşması"nın perde arkasındaki bölge gücü.
 
Tayyip Erdoğan, işte o nedenle, "tarihi gün" sayılan pazar günü Lübnan'a gitti ve parlamento toplantısında kürsünün önünde, Lübnan Başbakanı Fuad Siniora ile Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa'nın arasındaki yerine oturdu. Siniora'nın sağında Katar Başbakanı oturuyordu.
Arkada kürsüde ise Meclis Başkanı Nebih Berri, sağında yeni Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Süleyman, solunda Katar Emiri .
Tribünlerin ilk sırası Dışişleri Bakanlarına ve gelen yabancı devlet adamlarına ayrılmıştı. İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Mısır Dışişleri Bakanı Abu Gait, S. Arabistan Dışişleri Bakanı Suud bin Faysal ve Batılılar; Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos, AB'nin Dış Politika ve Güvenlik'teki bir numarası Javier Solana. Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan da, Avrupalıların bulunduğu kesimde yerini almıştı.
Parlamento salonu, Lübnan'ın, sadece Ortadoğu politikasının "radar ekranı" değil, Batı ve İslam Dünyası arasındaki ilişkilerin ve bunun formatının da "aynası" olduğunu gösteren biçimde, belki de pek az ülkede rastlanabilecek bir devlet adamları galerisi görüntüsündeydi.
Lübnan'da görünürlüğünüz neyse, uluslararası politika ve diplomaside de o kadar varsınız demektir. O nedenle, parlamentoda Başkanlık kürsüsünün hemen önünde, Tayyip Erdoğan'ın, Lübnan Başbakanı ile Arap Birliği Genel Sekreteri'nin arasına ayrılan yeri, Türkiye'nin, son dönemde, özellikle Suriye-İsrail görüşmeleriyle de öne çıkan uluslararası politikadaki yerinin göstergesiydi. Ve, aynı zamanda, "yeni Ortadoğu denklemi"nin yansıması.
Bu görüntüyü, tribünde eski dostlarımdan, Lübnan'ın Daily Star gazetesinin sahibi Cemil Mrouwe ve Ahmet Davudoğlu ile izlerken, bir gün önceki Daily Star'da yayınlanan Rami Khoury'nin "Bir Yeni Ortadoğu ama Condi'ninki değil" başlıklı makalesinin şu iki giriş paragrafını aktarmalıyım:
"Lübnan'daki acil siyasi krizi çözen Doha anlaşması Ortadoğu'yu yeniden tanımlayan yeni siyasi güç denkleminin son örneğidir. Bu, hem yerel ve hem de küresel güçleri yansıtıyor ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinden 18 yıl sonra Soğuk Savaş sonrası dünyanın, en azından Ortadoğu'da neye benzediğine bir ipucu teşkil ediyor.
Birkaç dinamik hareket halinde, en üste çıkanı Amerikan küresel gücünün sınırları ve onunla birlikte bölgesel güçler Türkiye, İsrail, Hizbullah, Suriye, Hamas, Suudi Arabistan ve diğerlerinin kendilerini hissettirmeleri ve bir arada yaşamaları. Bu bölgesel aktörler aynı anda hem çatışmak ve hem de müzakere etmek eğilimindeler ve nihai kertede mutlak sonuca varacak savaşlar vermek yerine uzlaşmalara gitmeyi tercih ediyorlar."
Rami Khoury'nin "bölgesel aktörler" sıralamasında Hizbullah ve Hamas'ı daha alt kategoriye yerleştirmek kaydıyla, yaptığı bu "yeni Ortadoğu denklemi"nin bundan daha parlak bir tanımlamasını bulabilmek zordur.
Türkiye, bu "denklem"in öne çıkan "yeni ve önemli baş aktörü." İşte, bu nedenle, "Osmanlıların geri gelişi"  metaforu pek yanlış sayılmaz.
Beyrut'a yola çıkmadan önce, oradan gelen bir telefondaki Lübnanlı ses, Türkiye'nin Lübnan'daki varlığı ve ağırlığını, "İran'a karşı zorunlu bir denge unsuru"  olarak selamlıyordu.Ortadoğu'da görünürlüğünüz ve "yapıcı etki"niz oranında, uluslararası ve bu arada Avrupa politikasında da ağırlığınız artar.
Beyrut'tan Ankara'ya uçarken, Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Lübnan'daki rolüne ilişkin ve Suriye-İsrail müzakerelerine "sağdıçlık" yapmakta olan girişimlerinin bir yıl hatta daha da geriye uzanan perde arkasına ilişkin bilgiler verdi. Lübnan'da tüm taraflarla yürütülen "sessiz diplomasi" ve temaslara ilişkin ayrıntılar aktardı. Ardından, "Dünya basınında bu konuda 300'ü aşkın haber yer aldı. Türkiye'nin gündem olduğu yayınlar yapıldı. Türk basınında neredeyse hiç yer almadı. Vurdumduymazlıkla geçti. Dış politika bir ülkenin şanı bu. Türkiye dünyada gündem belirledi. Bunu görmezden gelmek doğru değil" dedi.
Türkiye'nin "paradoksu" bu. Art arda patlak veren "yargı bildirileri" ya da "muhtıraları", ne derseniz deyin, Türkiye'nin dünyanın en önemli "çıban başı" Ortadoğu'da şu dönemdeki işlevsel rolü ile, yani "küresel dinamikler"le taban tabana zıt bir "içe kapanıklık" ve "taşralaşma"ya işaret ediyor.
Bu "paradoks"un zeminini oluşturan "kapatma davası" Tayyip Erdoğan'ın elini dış dünyada zayıflatmıyor mu?
Kendisine bu soruyu sorduğumda, "Biz demirperde ülkesi değiliz. Dünyada demirperde kalmadı. Ama bizde demirperde örme gayreti içinde olanlar var. Ekonomik ve siyasi olarak dünyanın her yanına açılmak zorundayız."
Bunun üzerine "Dünya da, bu durumda, Türkiye'ye girer" diyecek oluyorum; "Biz dünyaya açılırsak, dünya da bize gelir" karşılığını veriyor.
Türkiye'de şu sırada yaşanan çalkantının özeti bu aslında; içe mi kapanacağız yoksa dünya ile mi bütünleşeceğiz?

İlki, demokrasinin ezilmesinin, totaliterliğin taşlarını döşüyor; ikincisi ülkenin şanının artmasının, güçlenmesinin, saygınlaşmasının..

Kaynak : http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=97873

Orgeneral Başbuğ: Türkiye Irak'taki gelişmeleri engelleyecek

27/9/2007

Türkiye, terör örgütü PKK konusunda adım atmayan ABD'ye karşı üslubunu sertleştiriyor. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ,''Türkiye, Irak'taki gelişmeleri engelleyebilecek ve maliyetleri artırabilecek güce sahip" dedi.
Bu uyarı, ABD'nin Irak'tan Türkiye topraklarını kullanarak çekilme senaryoları yaptığı bir dönemde geldi.Kara Harp Okulu töreninde konuşan Başbuğ, Anayasa'daki laiklik tanımına da geniş yer ayırdı.Başbuğ, laiklik için "Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan tüm değerlerin temel taşı" dedi ve bu kavramın tartışma içine çekilmemesini istedi.

İşte konuşmadan satırbaşları:

ABD SADECE SÖZ ÜRETİYOR

- Türkiye 1984'ten beri terörle adeta tek başına mücadele ediyor. Bu mücadelede yalnız bırakıldık. Bu mücadelede artık söz değil eylem bekliyoruz. Türkiye'nin Irak'la ilgili kaygı ve sorunları Türkiye-ABD ilişkilerini etkilemektedir. ABD zamanın söz söyleme değil eylem zamanı olduğunu görmelidir. Türkiye'nin desteğini almayan bir çözüm Irak için kalıcı bir çözüm olmayacağını ve Kuzey'deki bölücü terör örgütünün varlığının Türkiye için hayati bir tehdit oluşturduğunu, zamanın söz söyleme değil eylem zamanı olduğu anlamalı ve görmelidir. 

DTP’YE SERT ELEŞTİRİ

- Türkiye'de bir kısım militanlar terörün yok edilmesi güvenlik alanındaki mücadele ile olmaz başka alanlarda tedbirler alınması ve çözümler üretilmesi gerekmektedir diye düşünmektedir. ilk bakışta doğru olarak düşünülecek bu yaklaşım aslında yanlış ve eksiktir. Elbette terörün yok edilmesi yalnız güvenlik alanındaki mücadele ile olmaz. Ekonomik sosyo-kültürel ve psikolojik harekat alanında paralel ve eşzamanlı olarak hareket edilmelidir. Ancak burada kastedilen güvenlik alanında mücadele etmeyelim diğer üç alanda mücadele edelim ise bu zaten bölücü terör örgütünün savunduğu yaklaşımın ta kendisidir.

KUZEY IRAK’TAKİ KÜRTLER TARİHİ GÜÇ KAZANDI

- Irak'ın kuzeyindeki oluşum ve gelişmelerin bu bölgedeki Kürtlere tarihte hiç olmadığı kadar siyasal, hukuki, askeri ve psikolojik güç kazandırdığı da diğer bir gerçektir. Ayrıca bu durumun vatandaşlarımızın bir kısmı üzerinde aidiyet modeli yaratabileceğine de dikkat edilmelidir.

ATATÜRK DEVRİMLERİ HATIRLATTI

- Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ve gelişimi bir devrimdir. Atatürk'ün gerçekleştirdiği bu devrimini ana hedefi bir ulus devletin Türk devletinin yaratılmasıdır. Atatürk'ün ulus devlet anlayışı dinsel ve etnik temellere bağlı değildir ve bağlanmaya da çalışılmamalıdır.

ULUS DEVLET VURGUSU

- Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi, Türkiye devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunmasını hedeflemiştir. Bu kuruluş felsefesinin temel unsurlarını ise ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet oluşturmuştur.

Kaynak : http://www.stratejihaber.com/yazi.php?yaziid=2767

Göktürk 2 nin yapımına başlandı.

21/9/2007

Türkiye, yeni bir gözlem uydusuna kavuşacak. TÜBİTAK, Türkiye'nin yerel kaynaklarla RASAT uydusunun yapımını sürdürürken, diğer yandan Milli Savunma Bakanlığı için TAI ile ''GÖKTÜRK-2'' isimli yeni bir uydunun yapımına başladı.

Yerel kaynakların maksimum düzeyde kullanılacağı ''GÖKTÜRK-2'' adını taşıyacak gözlem uydusu 2,5 metre çözünürlükte görüntü toplayacak ve görüntü depolama kapasitesi de 15 Gbit ve üzerinde olacak.

Yaklaşık 200 kilogram ağırlığında ve bir metreküp hacminde olması öngörülen GÖKTÜRK-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan GÖKTÜRK 2, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Uğur Murat Leloğlu, TÜBİTAK VE TAI'nin GÖKTÜRK-2'nin yapımı için 13 Nisan 2007'de anlaşma imzaladıklarını, Mayıs ayında da çalışmaları başlattıklarını bildirdi.

GÖKTÜRK-2'nin Türkiye'de uydu teknolojilerine yönelik tasarım ve mühendislik kabiliyetinin geliştirilmesi amacıyla Milli Savunma Bakanlığı tarafından başlatıldığını anlatan Leloğlu, projenin finansal kaynağının ise TÜBİTAK TARAL programı tarafından karşılandığını söyledi.
Uydu yoluyla 2,5 metre çözünürlükte görüntü toplanacağını ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile diğer kamu kuruluşlarının bu alandaki ihtiyaçlarının karşılanmasının amaçlandığını dile getiren Leloğlu, projede yerel kaynakların maksimum düzeyde kullanılacağını, böylece uzay sistemleri alanında ulusal kapasite, kaynak ve insan gücünün de gelişiminin sağlanacağını kaydetti.

''Görüntüleme Amaçlı Bilimsel Araştırma ve Teknoloji Uydusu Geliştirme Projesi: GÖKTÜRK-2'' adını taşıyan projenin Türkiye'nin uzay alanındaki gelişimini gösterdiğini ifade eden Leloğlu, ''Uzay çalışmalarına 2000 yılında başlayan Türkiye için 2007 yılında böyle bir uydu projesi başlatmak çok hızlı bir ilerleme'' dedi.

Leloğlu, yerel kaynakların maksimum düzeyde kullanılacağı ''GÖKTÜRK-2'' adını taşıyacak gözlem uydusunun görüntü depolama kapasitesinin 15 Gbit ve üzerinde olacağını belirterek, uydunun teknik özellikleriyle ilgili şu bilgileri verdi:

''Yaklaşık 200 kilogram ağırlığında ve bir metreküp hacminde olması öngörülen GÖKTÜRK-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan GÖKTÜRK-2, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek.

Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.''
-''BİR NOKTADA YAKALAYACAĞIZ''-

Uzay projelerinde çok hızlı adımlarla ilerlediklerini kaydeden Leloğlu, ''O nedenle aya üs kurma projeleri gibi uzay projelerine, başkalarının yapacağı ve bizim sonsuza kadar uzaktan seyredeceğimiz işler gibi bakmıyoruz. Bir noktada yakalayacağız. Muasır medeniyet seviyesi o işte ve onu yakalayacağız'' diye konuştu.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın içine yerli katkı da koymak yoluyla satın alacağı GÖKTÜRK-1 uydusunun ise çok daha yüksek çözünürlükte bir uydu olduğunu anlatan Leloğlu, GÖKTÜRK-1 uydusundaki teknolojinin Türkiye'nin şu anki olanakları ile yapılamayacağını, bu düzeydeki bir uydunun da Türkiye'nin uzay alanında sürekli gelişen bilgi ve tecrübesi ile 3-5 yıl sonra yapılabilir hale gelebileceğini ifade etti.

 

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=591325


Aselsan’daki intiharlar Meclis gündeminde

26/2/2007

CHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Tomanbay, Aselsan’da 6 ay içerisinde yaşanan 3 intihar olayını Meclis gündemine taşıdı. İntiharların arka arkaya yaşandığına dikkat çeken Tomanbay, intihar nedenlerinin araştırılmasını istedi.


26 Şubat 2007
Aselsan’da son 6 ayda yaşanan 3 intihar olayı TBMM gündemine taşındı.

Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Tomanbay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yazılı bir soru önergesi vererek, Aselsan’da yaşanan intihar olaylarını sordu.

Tomanbay önergesinde, Aselsan’da 7 Ağustos 2006, 16 Ocak 2007 ve 26 Ocak 2007 tarihlerinde 3 intihar vakası yaşandığını anımsattı.

Aselsan’ın 1975 yılında kurulduğunu anlatan Tomanbay, Aselsan’ın en önemli üretim alanlarından birisinin askeri araç ve gereçler olduğunu kaydetti. Tomanbay, Aselsan’ın ülke ekonomisi savunma sanayi ve ulaştığı teknolojik birikim açısından vazgeçilmez ve ihmal edilemez bir konumda olduğuna dikkat çekti.

Tomanbay şöyle dedi:

“Ülkemizin savunma sanayini ve teknolojisi açısından stratejik önemde bulunan Aselsan’da ülkemizin en değerli eğitim kurumlarından yetişmiş, en değerli beyinlerimiz çalışmaktadır. 6 ay gibi kısa bir sürede ODTÜ mezunu 3 değerleri mühendisimizin arka arkaya intihar etmesi dikkat çeken bir olaydır.”

ARAŞTIRMA YAPILSIN

Tomanbay soru önergesinde, söz konusu intihar olaylarının araştırılması gerektiğinin önemine işaret ederken, Başbakan Erdoğan’ı şu soruları yöneltti:

“-Aselsan yönetimi bu konuda bir çalışma yapmakta mıdır?

-Bu intiharlar arasında bir psikolojik bağ var mıdır?

-Aselsan adlı şirketimizde bu intiharları besleyen bir ortam söz konusu mudur?”

İNTİHARLAR TESADÜF MÜ?

Tomanbay, soru önergesinde söz konusu olayların şirketin çalışma koşullarından kaynaklanıp kaynaklanmadığını sorarken, “Çalışma koşulları yol açmıyorsa bu intiharların arkasında başka nedenler mi vardır; ya da sadece tesadüfle mi açıklanmaktadır?” diye kaydetti.(ANKA)

İran uzaya roket fırlattı...

26/2/2007

İran devlet televizyonu, ''uzay füzesi'' diye tarif edilen roketin başarıyla fırlatıldığını duyurdu. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ''İran'ın nükleer treninin freni ve geri vitesi yok'' dedi.


25 Şubat 2007

      İran Uzay Araştırma Merkezi Başkanı Muhsin Behrami, roketin bilim ve teknoloji ile savunma bakanlıklarınca yapıldığını belirtti, ancak ayrıntılı açıklama yapmadı.

      İran, uzaya uydu göndermeye çalışırken, bunun İran'ın kendi uydusunu uzaya gönderme çabalarının bir parçası olduğu ifade ediliyor.

      İran, ''Sina-1'' adlı ilk araştırma uydusunu Rusya'nın işbirliğiyle ekim 2005'te uzaya fırlatmıştı.

      Uzmanlar, ''Sina-1'' uydusunun casusluk için gerekli donanımdan yoksun olduğunu ifade ederken, İran'ın uydu programına ilişkin uluslararası ilgi, Tahran yönetiminin yerel teknoloji ve uzmanlarla üretmeyi planladığı ''Misbah'' adlı uydu üzerinde yoğunlaşıyor.

      İran Meclisi Dış Politika ve Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi, geçen ay Kum kentinde yaptığı bir konuşmada, fırlatıcısı kısa süre önce yapılan bir İran uydusunun yörüngeye oturtulması için yakında fırlatılacağını söylemişti.

      Uzaya uydu göndermenin, Tahran yönetimine uzun menzilli füze fırlatmak için teknolojik kapasitelerini deneme imkanı sunabileceği ifade ediliyor.

 

Ahmedinejad: Nükleer treninin freni ve geri vitesi yok

 

      İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, nükleer programdan vazgeçmeyeceklerini belirterek, ''İran'ın nükleer treninin freni ve geri vitesi yok'' dedi.

      Öğrenci ajansı İSNA'nın haberine göre, Ahmedinejad, başkent Tahran'da, polis yetkilileri ve bazı din adamlarını kabulünde, nükleer programa değindi.

      Nükleer yakıt teknolojisini elde ettiklerini ve nükleer programdan vazgeçmelerinin mümkün olmadığını belirten Ahmedinejad, şunları söyledi:

      ''İran'ın nükleer teknolojide ilerlemesi, freni ve geri vitesi olmayan, tek yönlü ray üzerinde hareket eden bir tren gibidir. Onda duraklama, geri vites ve fren yok. Biz daha önce bu trenin geri vitesini, frenini söktük ve uzağa fırlattık.'' İran'a askeri saldırı tehditlerine de değinen Ahmedinejad, şunları kaydetti:

      ''Düşmanlarımız bize güçleri yetmediği için silaha davranıyor. Silah dönemi, nükleer silahı kullanma dönemi bitmiştir. Artık nükleer silahların bir etkisi de yoktur. Eğer nükleer silahın bir faydası olsaydı ABD Irak'ta başarılı olurdu.''

MGK diplomasi dedi...

24/2/2007

Çankaya Köşkü'nde 5.5 saat süren toplantı Genelkurmay başkanı Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı Gül’ün Irak’lı liderlerle görüşelim mi görüşmeyelim mi açıklamalarının gölgesinde geçti. Diplomatik çabaların yoğunlaştırılması kararı çıktı.


23 Şubat 2007

MGK toplantısında, Kuzey Irak'tan yönelen terör tehdidinin ve Kerkük'ün statüsüne ilişkin uzlaşmazlığın Irak'ta yarattığı istikrarsızlık ve gerilimin aşılabilmesi amacıyla siyasi ve diplomatik çabaların yoğunlaştırılmasında yarar görüldüğü görüşüne varıldı.

 

Toplantının gündem maddelerinden biri iç göçün yol açtığı sorunlardı. Bu sorunların ın çözümüne yönelik olarak İçişleri Bakanlığı'nın yaptığı çalışmalar değerlendirildi.

 

Toplantıda bölücü faaliyetlerle ilgili olarak şimdiye kadar alınan önlemler hakkında bilgi sunuldu ve bunların yakın takibinin önemi vurgulandı

 

MGK toplantısında gündemin son maddesinde ise Irak vardı. Irak'taki mezhep çatışmalarının vardığı boyut değerlendirildi. Ülke sınırlarının güvenliğe alınması ve güveliğin sağlanması için bölge ülkelerinin temasının sağlanması konusuna da değinildi.


Blogcu ile yapıldı

"http://www.youtube.com/v/a5zst4FAMTs&rel=1">